“Sıfır Atık Vizyonu: Atığı Değil, Döngüyü Yönetmek”

29 Ağu 2026

Sıfır Atık Vakfı Başkanı ve COP31 Yüksek Düzeyli İklim Şampiyonu Samed Ağırbaş, Türkiye’de plastik atık sorunuyla mücadelede izlenebilecek yolları ve Sıfır Atık Hareketi’nin bu süreçteki rolünü, Anadolu Ajansı için kaleme aldığı analiz yazısında değerlendirdi.

Bir plastik ürünün hayatımızdaki birkaç dakikalık kullanımı ile doğadaki etkisinin onlarca hatta çok daha uzun yıllara yayılan hikayesi arasındaki çelişkinin, bugün insanlığın karşı karşıya olduğu en önemli çevresel meselelerden biri olduğunu belirten Ağırbaş, “Ancak plastik meselesini yalnızca doğaya bırakılan bir şişe, sahile vuran bir poşet veya geri dönüşüm kutusuna atılmayan bir ambalaj üzerinden okumak artık yeterli değildir.” ifadelerini kullandı.

Ağırbaş, Türkiye’nin önündeki asıl meselenin plastiğin kendisinden ziyade plastik döngüsünün nasıl yönetileceği olduğunu vurgulayarak, “Bu yaklaşımın Türkiye’deki en güçlü karşılığı Birleşmiş Milletler Sıfır Atık Yüksek Düzeyli Şahsiyetler Danışma Kurulu Başkanı ve Sıfır Atık Vakfı Onursal Başkanı Sayın Emine Erdoğan Hanımefendi’nin öncülüğünde dünyaya yayılan Sıfır Atık Hareketi’dir” dedi.

Sıfır Atık’ın başlangıçta atıkların azaltılması ve geri kazanılması hedefiyle ortaya çıkmış olsa da bugün çok daha kapsamlı bir dönüşüm vizyonuna işaret ettiğini belirten Ağırbaş, şunları kaydetti:

“Bu vizyon bize, atık ortaya çıktıktan sonra ne yapacağımız kadar, o atığın neden ortaya çıktığını ve üretim-tüketim sistemimizi nasıl değiştirebileceğimizi de sormamız gerektiğini hatırlatmaktadır. Plastik konusunda da ihtiyacımız olan tam olarak budur.”

“Plastik Sorunu, Atık Kutusundan Çok Daha Büyük”

Plastiklerin sanayiden tarıma, sağlıktan gıdaya, ulaştırmadan turizme kadar hayatın hemen her alanında stratejik işlevler üstlendiğini belirten Ağırbaş, “Hafif, dayanıklı, ekonomik ve çok yönlü olmaları nedeniyle plastikleri bir gecede hayatımızdan çıkarmak ne gerçekçidir ne de doğru bir politika yaklaşımıdır” değerlendirmesinde bulundu.

Ağırbaş, sorunun plastiğin varlığı değil, gereksiz kullanım, kısa ömürlü tüketim modelleri, tek kullanımlık ürünler ve kullanım sonrasında malzemenin ekonomiye yeniden kazandırılamaması olduğunu ifade etti.

Dünya genelinde yıllık plastik üretiminin 400 milyon tonun üzerine çıktığını aktaran Ağırbaş, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) verilerine göre plastik üretiminin 2000-2019 döneminde 234 milyon tondan 460 milyon tona yükseldiğini belirtti.

İlave politika tedbirleri alınmadığı takdirde küresel plastik atığının 2060’a kadar yaklaşık üç katına çıkmasının beklendiğine işaret eden Ağırbaş, “Bu tablo bize açık bir mesaj veriyor: Bugünün yöntemleriyle yarının plastik sorununu çözemeyiz” ifadelerini kullandı.

Türkiye açısından meselenin yalnızca çevre politikası olmadığını vurgulayan Ağırbaş, şöyle devam etti:

“Plastik, üretim, istihdam, ihracat, enerji, hammadde, dış ticaret, teknoloji ve rekabet gücüyle doğrudan ilişkilidir. Dolayısıyla plastik dönüşümünü çevre ile ekonomi arasında bir tercih olarak değil, çevresel sorumluluk ile ekonomik rekabetçiliği aynı anda güçlendirecek bir dönüşüm alanı olarak görmeliyiz.”

“Çözüm, Plastiğin Yaşam Döngüsünü Değiştirmekte”

Plastik atık konusunda en sık yapılan hatanın, sorunu ürünün kullanımından sonra başlatmak olduğunu belirten Ağırbaş, “Oysa doğru soru şudur: Bir ürün tasarlanırken geri dönüştürülebilir mi? Yeniden kullanılabilir mi? Daha az malzemeyle üretilebilir mi? İçinde geri dönüştürülmüş hammadde kullanılabilir mi? Kullanım ömrü uzatılabilir mi? Kullanım sonrasında ekonomik değerini koruyabilir mi?” dedi.

Bu nedenle Türkiye’nin plastik politikasının, ham madde temininden tasarıma, üretimden tüketime, yeniden kullanımdan toplama, ayrıştırma, geri dönüşüm ve geri kazanıma kadar bütün yaşam döngüsünü kapsaması gerektiğini kaydeden Ağırbaş, özellikle eko-tasarım yaklaşımının öne çıkarılması gerektiğini ifade etti.

Ağırbaş, “Çünkü bir ürünün geri dönüşüm performansının önemli bir bölümü, o ürün daha piyasaya çıkmadan belirleniyor. Yeniden kullanılabilir, yeniden doldurulabilir, tamir edilebilir ve geri dönüştürülebilir ürünlerin tasarım aşamasında teşvik edilmesi, plastik atık sorunuyla mücadelede en etkili araçlardan biri olacaktır” değerlendirmesinde bulundu.

Bunun yanında yeniden kullanım ve yeniden dolum sistemlerinin yaygınlaştırılması, tek kullanımlık ürünlere olan bağımlılığın azaltılması ve tüketicinin sürdürülebilir seçeneğe erişiminin kolaylaştırılması gerektiğini belirten Ağırbaş, “Çünkü plastik kullanımını yalnızca bireyin iradesine bırakmak yeterli değildir. Sürdürülebilir tercih, aynı zamanda erişilebilir, ekonomik ve uygulanabilir bir tercih olmalıdır" ifadelerini kullandı.

“Türkiye’nin Güçlü Birikimini Yeni Bir Aşamaya Taşımalıyız”

Türkiye’nin sıfır atık konusunda son yıllarda önemli bir kurumsal ve toplumsal kapasite oluşturduğunu belirten Ağırbaş, “Bu birikimin yeni hedefi, plastik döngüsünü daha güçlü biçimde yönetmek olmalıdır” dedi.

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Sayın Murat Kurum’un sıfır atık ve plastik politikalarına ilişkin ortaya koyduğu yaklaşımın da bu dönüşümün önemli unsurlarından birini oluşturduğunu aktaran Ağırbaş, Bakan Kurum’un Sıfır Atık’ın yalnızca atıkların toplanması değil, kaynakların korunması ve geleceğin güvence altına alınması anlamına geldiğini vurguladığını belirtti.

Ağırbaş, “Bakan Kurum, Depozito Yönetim Sistemi ve geri dönüştürülemeyen tek kullanımlık plastiklerin azaltılmasına yönelik düzenlemelerle sistemin daha ileri bir noktaya taşınmasına işaret ediyor” ifadelerini kullandı.

Özellikle geri dönüştürülemeyen tek kullanımlık plastiklerin yerine geri dönüştürülebilir veya biyobozunur alternatiflerin geliştirilmesine yönelik yaklaşımın önemine dikkati çeken Ağırbaş, “Bu yaklaşım, plastik dönüşümünde yalnızca ‘atığı toplama’ değil, ürünü ve sistemi değiştirme anlayışının önemini ortaya koyuyor” dedi.

Ağırbaş, “Bu yaklaşımın önümüzdeki dönemde eko-tasarım, yeniden kullanım, depozito, üretici sorumluluğu, geri dönüştürülmüş hammadde kullanımı ve ikincil hammadde piyasalarının güçlendirilmesiyle tamamlanması gerektiğine inanıyorum” değerlendirmesinde bulundu. 

“Sıfır Atık Yerelden Güçlenerek Büyüyor”

Bu dönüşümün kalıcı olabilmesi için yalnızca merkezi politikalar üretmenin yeterli olmadığını belirten Ağırbaş, “Sıfır Atık anlayışını mahalleye, köye, sokağa ve haneye kadar taşıyacak güçlü bir yerel sahiplenmeye ihtiyacımız var” dedi.

Bu doğrultuda Sıfır Atık Vakfı olarak İçişleri Bakanlığı ile imzaladıkları işbirliği protokolünü önemli bir dönüm noktası olarak gördüklerini aktaran Ağırbaş, Sayın Emine Erdoğan Hanımefendi'nin himayelerinde hazırlanan protokolle sıfır atık yaklaşımının yalnızca kamu kurumlarında değil, ülkenin bütün yerleşim birimlerinde daha güçlü biçimde yaygınlaştırılmasının hedeflendiğini belirtti.

Ağırbaş, “İçişleri Bakanı Sayın Mustafa Çiftçi’nin de ifade ettiği üzere, 81 il valiliğimiz, 922 ilçemiz ve 50 bini aşkın muhtarlığımız bu sürecin önemli aktörleri olacak. Böylece sıfır atık çalışmaları, yerel ölçekte büyük bir toplumsal kampanyaya dönüşecek” ifadelerini kullandı.

Bu yaklaşımın plastik atıkla mücadele açısından özellikle önemli olduğunu vurgulayan Ağırbaş, şunları kaydetti:

“Çünkü plastik kirliliğinin kaynağında önlenmesi, yalnızca mevzuat ve altyapı yatırımlarıyla değil, insanların yaşadığı çevrede davranış biçimlerinin değişmesiyle mümkün. Muhtarlarımız, mahallelerin ve köylerin ihtiyaçlarını en yakından bilen yerel aktörler olarak bu dönüşümün toplumsal karşılığının oluşmasında kritik bir rol üstlenebilir. Ayrı toplama kültürünün yaygınlaştırılması, tek kullanımlık ürünlerin azaltılması, yeniden kullanımın teşvik edilmesi ve çevre bilincinin güçlendirilmesi ancak yerel sahiplenmeyle kalıcı hale gelebilir.”

Türkiye’nin sıfır atık yolculuğunda yeni aşamanın, merkezi yönetimden yerel yönetime, kamu kurumlarından sivil topluma, özel sektörden vatandaşlara uzanan bütüncül bir seferberlik anlayışı olduğunu belirten Ağırbaş, “81 ilde başlayacak bu güçlü yerel hareket, plastik döngüsünün yönetilmesinde de Türkiye’nin en önemli toplumsal sermayelerinden biri olacaktır” dedi.

“Sıfır Atık Vizyonu Küresel Ekonominin Gündeminde”

Yerelde güçlenen bu hareketin bir diğer önemli boyutunun ise küresel ölçekte kurulan iş birlikleri olduğunu belirten Ağırbaş, Sıfır Atık Vakfı olarak Dünya Ekonomik Forumu (WEF) ile geliştirdikleri temasların, Sıfır Atık yaklaşımının artık yalnızca çevre politikalarının değil, küresel ekonomik dönüşüm gündeminin de bir parçası haline geldiğini gösterdiğini ifade etti.

Ağırbaş, “Cenevre’deki Dünya Ekonomik Forumu temaslarında uluslararası kuruluşlar, özel sektör ve sivil toplum temsilcileriyle, döngüsel ekonomi, enerji dönüşümü, iklim finansmanı, sağlık ve gıda sistemleri gibi birbirini tamamlayan alanlarda işbirliği imkanlarını değerlendirdik” dedi.

İstanbul’da düzenlenen Sıfır Atık Forumu’nda ortaya konulan ortak vizyonun küresel ölçekte uygulanabilir politikalara ve işbirliklerine dönüştürülmesinin de bu temasların önemli başlıklarından biri olduğunu kaydeden Ağırbaş, “Bu işbirliğinin taşıdığı anlamı doğru okumamız gerekiyor” ifadelerini kullandı.

Döngüsel ekonominin artık yalnızca atığın nasıl yönetileceğine ilişkin teknik bir konu olmadığını vurgulayan Ağırbaş, şöyle devam etti:

“Döngüsel ekonomi artık yalnızca atığın nasıl yönetileceğine ilişkin teknik bir konu değil; yatırım kararlarından sanayi politikalarına, tedarik zincirlerinden finansman modellerine, inovasyondan uluslararası ticarete kadar ekonominin geleceğini şekillendiren stratejik bir alan.”

Türkiye’nin burada önemli bir avantajı olduğunu belirten Ağırbaş, “Sıfır Atık Hareketi, çevresel sorumluluğu toplumsal katılımla buluşturan güçlü bir model ortaya koydu. Şimdi bu modeli bir yandan 81 ilimizde mahalle ve köy ölçeğinde derinleştirirken, diğer yandan Dünya Ekonomik Forumu gibi küresel platformlarla ekonomik, finansal ve teknolojik boyutlarını güçlendirmemiz gerekiyor” dedi.

Ağırbaş, “Çünkü gelecek ekonomisi, daha fazla kaynak tüketen değil, mevcut kaynakları daha akıllı kullanan, atığı ekonomik değere dönüştüren, ürünlerin ömrünü uzatan ve üretim sistemlerini döngüsel hale getiren ekonomiler üzerine kurulacak” ifadelerini kullandı.

Türkiye’nin hedefinin de bu dönüşümün yalnızca takipçisi olmak değil, Sıfır Atık vizyonundan aldığı güçle öncülerinden biri olmak olduğunu kaydetti.

“Denizlere Ulaşan Plastik, Aslında Karada Başlayan Bir Sorundur”

Plastik kirliliğinin en görünür yüzlerinden birinin denizler olduğunu belirten Ağırbaş, “Ancak denizlerde gördüğümüz plastiklerin önemli bir bölümü, denizde başlamayan bir hikayenin sonucudur” dedi.

Kentlerden, sanayi bölgelerinden, tarım alanlarından, turizm merkezlerinden ve günlük tüketimden kaynaklanan atıkların doğru yönetilmediğinde akarsular, yağış, rüzgar ve diğer taşıma yollarıyla kıyılara ve denizlere ulaşabildiğini aktaran Ağırbaş, “Bu nedenle deniz plastikleriyle mücadele yalnızca kıyı temizliğiyle çözülemez. Kirliliği kaynağında önlemek zorundayız” ifadelerini kullandı.

Bu anlayışla Sıfır Atık Vakfı olarak Adana, Mersin, Muğla ve Antalya’da gerçekleştirdikleri Şehir Koordinasyon Toplantıları ile yerel deneyimleri ulusal politika tartışmasına taşımayı hedeflediklerini belirten Ağırbaş, bu toplantılarda kaynağında azaltım, ayrı toplama, geri dönüşüm, yeniden kullanım ve deniz-kıyı alanlarına ulaşan plastiklerin önlenmesi gibi başlıkların ele alındığını ifade etti.

Yerelden gelen sorun, ihtiyaç ve çözüm önerilerinin İstanbul’daki çalıştaya taşınmasının, merkezi politikalar ile saha gerçekliği arasındaki bağın güçlendirilmesi açısından büyük önem taşıdığını kaydeden Ağırbaş, şöyle devam etti:

“Çünkü İstanbul’da masa başında oluşturulan bir politika ile Antalya’nın turizm sezonundaki plastik yükü, Mersin’in kıyı ekosistemi, Adana’nın sanayi ve tarım kaynaklı atıkları veya Muğla’nın mevsimsel nüfus hareketliliği aynı şekilde yönetilemez. Bu bağlamda, Türkiye’nin plastik politikası, ulusal hedefleri yerel gerçeklikle buluşturmalıdır.”

“Mikroplastikler Bize Görünmeyen Boyutu Hatırlatıyor”

Plastik atıkların çevresel etkisinin gözle görülen ürünlerle sınırlı olmadığını belirten Ağırbaş, plastiklerin zaman içerisinde daha küçük parçacıklara dönüşebilmesinin, mikroplastik ve nanoplastiklerin toprak, su, hava, yem ve gıda zincirindeki varlığının, meselenin gıda güvenliği ve insan sağlığı boyutunu da gündeme getirdiğini ifade etti.

Ağırbaş, “Bu nedenle ölçüm, izleme, laboratuvar kapasitesi, veri üretimi ve risk değerlendirmesi önümüzdeki dönemin kritik çalışma alanları arasında olmalı” dedi.

Bilimsel temkinliliği korumak kadar bilimsel kapasiteyi artırmanın da önemli olduğunu vurgulayan Ağırbaş, “Bildiklerimizi artırmadan, bilmediklerimizi yönetemeyiz” ifadelerini kullandı.

Türkiye’nin plastik dönüşümünde güçlü bir veri altyapısına ihtiyacı olduğunu belirten Ağırbaş, “Plastik akışlarının izlenmesi, verilerin standardizasyonu, geri kazanım ve yeniden kullanım performansının ölçülmesi, dijital ürün pasaportları, coğrafi bilgi sistemleri, gerçek zamanlı izleme ve dijital izlenebilirlik gibi teknolojiler bu dönüşümün altyapısını oluşturabilir” değerlendirmesinde bulundu.

“Atığı Ekonomik Değere Dönüştürmek”

Plastik atığın yalnızca bertaraf edilmesi gereken bir yük olmadığını belirten Ağırbaş, “Doğru yönetildiğinde ikincil ham maddeye, istihdama, inovasyona ve ekonomik değere dönüşebilir” dedi.

Bunun için öncelikle yurt içinde oluşan geri dönüştürülebilir plastiklerin etkin biçimde toplanması, ayrıştırılması ve ekonomiye kazandırılması gerektiğini kaydeden Ağırbaş, geri dönüşüm kalitesinin yükseltilmesi ve ikincil ham madde piyasalarının güçlendirilmesi kadar, sistemin kayıt dışılıktan arındırılması ve izlenebilir hale getirilmesinin de önem taşıdığını ifade etti.

“Genişletilmiş Üretici Sorumluluğu, Depozito Yönetim Sistemi ve veri temelli izleme mekanizmaları bu sistemin birbirini tamamlayan parçaları olarak değerlendirilmelidir” diyen Ağırbaş, sanayiye de önemli bir görev düştüğünü vurguladı.

Yeşil dönüşümün yalnızca çevresel yükümlülük olarak görülmemesi gerektiğini belirten Ağırbaş, “Avrupa ve küresel tedarik zincirlerinde çevresel performans, geri dönüştürülmüş içerik, karbon ayak izi, ürün tasarımı ve izlenebilirlik giderek daha belirleyici hale geliyor. Bu nedenle plastik sektöründeki dönüşüm, Türkiye’nin ihracat kapasitesi ve uluslararası rekabet gücü açısından da stratejik bir yatırım niteliğinde” ifadelerini kullandı.

“2053’e Giden Yol Plastik Döngüsünden Geçiyor”

Türkiye’nin plastik meselesinde ihtiyacı olan şeyin birbirinden kopuk projeler değil, ölçülebilir, izlenebilir ve uzun vadeli bir dönüşüm stratejisi olduğunu belirten Ağırbaş, “Bu nedenle Sıfır Atık Vakfı öncülüğünde 31 Ağustos-1 Eylül tarihlerinde İstanbul’da düzenlenecek Türkiye Plastik Atık Çalıştayı’nı yalnızca bir toplantı olarak görmüyoruz” dedi.

Çalıştayda kamu kurumlarından yerel yönetimlere, üniversitelerden sanayiye, finans kuruluşlarından sivil topluma kadar farklı paydaşların ortak aklının bir araya getirileceğini ifade eden Ağırbaş, plastik döngüsünün 15 tematik masa üzerinden üretim, tasarım, tüketim, atık yönetimi, deniz kirliliği, mikroplastikler, insan sağlığı, finansman, veri, yönetişim ve 2053 vizyonu eksenlerinde ele alınacağını bildirdi.

Ağırbaş, “Amaç, yalnızca sorunları sıralamak değil, kısa, orta ve uzun vadeli uygulanabilir çözüm seçeneklerini ortaya koymak. Çünkü plastik dönüşümünün başarısı, bir kurumun tek başına atacağı adımlarla değil; aynı hedefe yönelen bir ekosistemin kurulmasıyla mümkün” değerlendirmesinde bulundu.

Türkiye’nin önünde bu dönüşümü gerçekleştirecek önemli bir fırsat bulunduğunu belirten Ağırbaş, Sıfır Atık Hareketi’nin oluşturduğu toplumsal farkındalık, kamu politikalarındaki deneyim, gelişen geri dönüşüm altyapısı, özel sektörün dönüşüm kapasitesi, akademik bilgi birikimi ve yerel yönetimlerin saha tecrübesinin aynı hedef doğrultusunda bir araya getirilebileceğini kaydetti.

Ağırbaş, hedefin yalnızca daha az plastik atık üretmek olmadığını belirterek, şunları kaydetti:

“Hedefimiz, daha az kaynak tüketen, daha uzun ömürlü ürünler tasarlayan, yeniden kullanımı önceleyen, atığı ekonomik değere dönüştüren, denizlerini ve doğal alanlarını koruyan, insan sağlığını gözeten ve uluslararası rekabet gücünü sürdürülebilirlik üzerinden geliştiren bir Türkiye’dir.”

Plastik meselesine bir “atık sorunu” olarak değil, Türkiye’nin geleceğine ilişkin stratejik bir dönüşüm alanı olarak bakılması gerektiğini vurgulayan Ağırbaş, bu dönüşümün temelinde Sayın Emine Erdoğan Hanımefendi'nin öncülüğünde Türkiye’den dünyaya yayılan Sıfır Atık anlayışının en önemli ilkelerinden birinin bulunduğunu belirtti.

Ağırbaş, “Kaynakları tüketmeden kullanmak, israfı azaltmak ve gelecek nesillere yaşanabilir bir dünya bırakmak” ifadelerinin bu anlayışın temelini oluşturduğunu kaydetti.

Bugün plastik atığı yönetirken aslında yarının ekonomisinin, çevresinin, gıda güvenliğinin ve yaşam kalitesinin tasarlandığını ifade eden Ağırbaş, Türkiye’nin önündeki hedefin net olduğunu vurguladı.

Ağırbaş, “Atığı azaltan, kirliliği önleyen, temiz çevreyi, güçlü ekonomiyi, güvenli gıdayı ve sağlıklı nesilleri birlikte gözeten bir plastik döngüsü kurmak” gerektiğini belirtti.

“Bunu başarabilirsek yalnızca plastik sorununu yönetmiş olmayacağız.” diyen Ağırbaş, sözlerini şöyle tamamladı:

“Türkiye’nin Sıfır Atık vizyonunu, Sayın Emine Erdoğan Hanımefendi'nin ortaya koyduğu küresel anlayış doğrultusunda yeni bir aşamaya taşıyarak daha döngüsel, daha dirençli ve geleceğe hazır bir Türkiye’nin temellerini birlikte atmış olacağız.”