Sıfır Atık Vakfı Başkanı ve COP31 Yüksek Düzeyli İklim Şampiyonu Samed Ağırbaş, Daily Sabah gazetesinde kaleme aldığı “Sıfır Atıktan COP31’e: Yaşam Biçimimizi Yeniden Düşünmek” başlıklı yazısında, Türkiye’nin sıfır atık vizyonunu, iklim eylemi, döngüsel ekonomi, yerel dönüşüm ve COP31 süreci çerçevesinde değerlendirdi. Ağırbaş, iklim eyleminin yalnızca emisyonların azaltılmasıyla sınırlı olmadığını, kaynakları üretme, tüketme ve koruma biçimimizin yeniden düşünülmesi gerektiğini vurguladı.
Sıfır Atık Vakfı Başkanı ve COP31 Yüksek Düzeyli İklim Şampiyonu Samed Ağırbaş, Daily Sabah gazetesinde yayımlanan yazısında, iklim kriziyle mücadelede ihtiyaç duyulan dönüşümün karbon emisyonları, yükselen sıcaklıklar ve enerji geçişinin ötesine geçtiğine dikkat çekti.
Ağırbaş, Türkiye’nin sıfır atık vizyonunun, iklim eyleminin kaynakları üretme, tüketme ve koruma biçimimizi değiştirmekle ilgili olduğunu ortaya koyduğunu belirterek, yazısında şu değerlendirmelerde bulundu:
“İklim krizi hakkında konuştuğumuzda, konuşma genellikle karbon emisyonlarına, yükselen sıcaklıklara ve enerji geçişine yöneliyor. Ancak ihtiyacımız olan değişim bu konuların çok ötesine geçiyor. Kullandığımız kaynaklar, ürettiğimiz ürünler, tükettiğimiz malzemeler ve geride bıraktığımız atıkların tümü, gelecek nesillere aktaracağımız dünya için sonuçlar doğuruyor.
Bu nedenle, Türkiye’nin COP31 yolunda ortaya koyduğu vizyonun yalnızca emisyon azaltımıyla tanımlanmaması gerektiğine inanıyorum. İklim eylemi aynı zamanda günlük yaşamımızda ve ekonomilerimizde kaynakları kullanma biçimimizi yeniden gözden geçirmekle de ilgilidir. Daha az tüketmeli, sahip olduklarımızı daha iyi kullanmalı, kaynak verimliliğini artırmalı ve alternatif malzemelerde yeniliği teşvik etmeliyiz. Ayrıca döngüsel ekonomiyi de güçlendirmeliyiz. Ancak bunların hiçbiri gerçekleşmeden önce, zihniyet değişikliğine ihtiyacımız var”
Sıfır Atık Hareketi’nin böyle bir değişimin neler başarabileceğine iyi bir örnek olduğunu söyleyen Ağırbaş, “2017 yılında Sayın Emine Erdoğan Hanımefendi’nin liderliğinde başlatılan hareket, her zaman atık toplama ve geri dönüşümden daha fazlasını hedeflemiştir. Özünde çok daha basit bir fikir yatıyor: mümkün olduğunca atık oluşmadan önce önlenmelidir. Türkiye’de başlayan bu girişim, o zamandan beri dünyanın birçok yerinde destek buldu. Bu deneyim bize, ortak bir soruna yanıt veren bir fikrin ulusal sınırlar içinde kalmak zorunda olmadığını gösteriyor. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 30 Mart’ı Uluslararası Sıfır Atık Günü ilan etme kararı, bu vizyonun küresel düzeyde önemli bir tanınmasıydı. Ancak bu, bundan sonra ne olacağı sorusunu da gündeme getiriyor. Bence artık o noktaya ulaştık” dedi.
Tüm Döngüyü Yeniden Düşünmek
Ağırbaş, yazısında sıfır atık anlayışının artık yalnızca bir atık yönetimi sorunu olarak ele alınamayacağını vurgulayarak, üretimden tüketime ve ürünlerin kullanım ömrünün sonuna kadar tüm yaşam döngüsünün yeniden düşünülmesi gerektiğini ifade etti.
Ağırbaş, şunları kaydetti:
“Sıfır atık artık sadece bir atık yönetimi sorunu olarak ele alınamaz. Bir ürünün tasarımından ve üretiminden başlayarak, kullanım ömrünün sonuna kadar tüm yaşam döngüsüne bakmalıyız. Bu, daha az kaynak kullanmak, ürünleri daha uzun süre kullanımda tutmak, yeniden kullanım ve geri dönüşümü artırmak ve atığı çevreye ulaşmadan önce kaynağında önlemek anlamına gelir.
Bu yaklaşım, gelecekteki çevre politikasının merkezinde olmalıdır, ancak değişim yalnızca merkezi politikalardan kaynaklanamaz. Bir politika ancak insanlar onu görüp günlük yaşamlarında uygulayabildiklerinde anlam kazanır. Bu nedenle, ulusal politika ile yerel eylem arasında çok daha güçlü bir bağlantıya ihtiyacımız var. Mahalleler, okullar, belediyeler, işletmeler, üretim tesisleri ve vatandaşların hepsinin oynayacağı bir rol var.
İçişleri Bakanlığı ile iş birliğimize önem vermemin nedenlerinden biri de budur. Yerel kapasitenin güçlendirilmesi, çevre politikalarının sahada sonuç vermesine yardımcı olur. Uluslararası düzeyde, Dünya Ekonomik Forumu ile iş birliğimiz, hem Türkiye’nin deneyimini paylaşmamıza hem de diğer ülkelerin deneyimlerinden öğrenmemize olanak tanır.”
“Türkiye’nin sıfır atık çalışmaları artık kendi sınırlarıyla sınırlı değil. İstanbul’da gördüklerimiz belki de bunun en açık örneklerinden biridir” diyen Ağırbaş, şöyle devam etti:
“5-7 Haziran tarihlerinde düzenlenen Sıfır Atık Forumu, 183 ülkeden 5.000’den fazla katılımcıyı İstanbul’a getirdi. Bu rakamlar önemli, ancak forumda yaşananlar daha da önemli. Sadece bildiğimiz çevre sorunlarını tekrarlamak için bir araya gelmedik. Yeni ortaklıkları, finansman mekanizmalarını ve uluslararası politika iş birliğini güçlendirmenin yollarını tartıştık.
Aynı dönemde düzenlenen İstanbul Sıfır Atık Festivali, 1 milyondan fazla insanı ağırlayarak daha da geniş bir kitleye ulaştı. Benim için bu, başka bir önemli mesaj taşıyordu. Çevre politikası, insanlara ulaştığında en büyük etkiyi yaratır. Sıfır atık, ancak günlük yaşamın bir parçası haline geldiğinde kalıcı bir dönüşüm olabilir.”
İstanbul’un bu yolculuğun bir sonraki aşamasında önemli bir rol oynayabileceğine inandığını kaydeden Ağırbaş, “Türkiye, sıfır atık konusunda önemli bir deneyim biriktirdi, ancak bir sonraki adım bu deneyimi daha geniş bir kitleyle paylaşmaktır. İstanbul, çevre ve iklim diplomasisi için küresel bir merkez olma potansiyeline sahip. Yüzyıllardır şehir, kıtaları, kültürleri ve medeniyetleri bir araya getirdi. Bugün, küresel çevre gündeminin farklı bölümlerini de bir araya getirme fırsatına sahip. Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın güçlü desteği ve Sayın Emine Erdoğan Hanımefendi’nin liderliğinde Türkiye’den uluslararası bir vizyona dönüşen Sıfır Atık Hareketi, bu konuda İstanbul’a özel bir sorumluluk yüklüyor. Bu nedenle amacımız, İstanbul’u sadece sıfır atığın tartışıldığı bir şehir haline getirmek değil. Politikaların geliştirildiği, deneyimlerin paylaşıldığı ve yeni uluslararası ortaklıkların şekillendiği bir yer olmasını istiyoruz” ifadelerini kullandı.
Türkiye’nin COP31 Deneyimi
Ağırbaş, yazısında COP31 sürecine ilişkin değerlendirmelerine de yer verdi. Türkiye’nin, COP31 yolunda döngüsel ekonomiden iklim adaletine, dezavantajlı grupların daha güçlü temsilinden yerel deneyimlerin sürece dahil edilmesine kadar birçok alanda önemli katkılar sunabileceğini belirten Ağırbaş, Sıfır Atık Vakfı’nın bu doğrultudaki çalışmalarını da aktardı.
Ağırbaş, şöyle devam etti:
“Bir sonraki adım COP31. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı ve COP31 Başkanı Sayın Murat Kurum’un liderliğinde Türkiye’nin bir fırsatı var. Türkiye, döngüsel ekonomiden iklim adaletine ve dezavantajlı grupların daha güçlü temsiline kadar birçok alanda katkıda bulunabilir.
Sıfır Atık Vakfı, yerel deneyimlerin bu sürece dahil edilmesini sağlamak için de çalışıyor. 81 ilde düzenlenen Türkiye Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Çalıştayları aracılığıyla yerel ihtiyaçlar ve olası çözümler belirleniyor. Aynı zamanda, Ege ve Akdeniz bölgelerinde plastik kirliliği konusundaki çalışmalarımız devam ediyor.
Adana, Mersin, Muğla ve Antalya’da düzenlenen il koordinasyon toplantıları, kıyı illerimizin karşı karşıya olduğu plastik atık sorunlarını yerel koşullar bağlamında ele almamızı sağladı. Bu toplantılardan elde edilen bulguları, 31 Ağustos-1 Eylül tarihlerinde İstanbul’da düzenlenecek Türkiye Plastik Atık Çalıştayı’na taşıyacağız.
Çalıştay, 17 bakanlığı, 40’tan fazla genel müdürlüğü ve alanın çeşitli paydaşlarını bir araya getirecek. Amaç sadece sorunun boyutunu tartışmak değil. Gerçekten uygulamaya konulabilecek çözümler belirlemek istiyoruz.
Sonuçta, plastik atık artık sadece dar bir kirlilik merceğinden bakılabilecek bir sorun değil. Plastik denizlerimize girdiğinde, etkileri su kenarında kalmaz. Ekosistemleri etkileyebilir, besin zincirlerinde hareket edebilir ve nihayetinde insan yaşamı için sonuçlar doğurabilir. Gelecekte denizlerimizin nasıl görüneceği büyük ölçüde bugün yapacağımız seçimlere bağlı olacaktır.”
Toplum Dahil Edilmeli
Sıfır Atık Vakfı Başkanı ve COP31 Yüksek Düzeyli İklim Şampiyonu Samed Ağırbaş, yazısının son bölümünde COP31’e doğru ilerlerken toplumun tamamının dönüşümün bir parçası olması gerektiğine dikkat çekti.
Ağırbaş, Türkiye’nin daha geniş vizyonunun; kullanılan malzemeler konusunda daha doğru seçimler yapılmasını, atığın oluşmadan önce önlenmesini, kaynakların daha verimli kullanılmasını ve toplumun bir bütün olarak bu dönüşümde yer almasını kapsaması gerektiğini vurguladı.
Ağırbaş, yazısını şu ifadelerle tamamladı:
“COP31’e doğru ilerlerken, bu anlayışın Türkiye’nin daha geniş vizyonunun bir parçası olması gerektiğine inanıyorum: kullandığımız malzemeler hakkında daha iyi seçimler yapmak, atık oluşmadan önce önlemek, kaynakları daha verimli kullanmak ve toplumun bir bütün olarak bu dönüşümde yer almasını sağlamak.
Amacımız sadece atığı daha etkili bir şekilde yönetmek olmamalı. Mümkün olan her yerde atığı önlediğimiz, kaynaklarımızı koruduğumuz ve üretim ve tüketim şeklimizi doğayla daha uyumlu hale getirdiğimiz bir geleceğe doğru çalışmalıyız.
Belki de Sayın Emine Erdoğan Hanımefendi’nin Sıfır Atık vizyonunun en önemli derslerinden biri de en basit olanıdır: geleceği korumak, bugünün alışkanlıklarını değiştirmekle başlar. Şimdi yapacağımız seçimler, geride bırakacağımız dünyayı belirlemeye yardımcı olacaktır.”
Çerez Politikası
Size daha iyi hizmet sunabilmek için sitemizde çerezlere yer veriyoruz. Sitemizi kullandığınız sürece Veri Politikamızı kabul etmektesiniz.